Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenlenen IX. Uluslararası Şeyh Şa‘bân-ı Velî Sempozyumu, “Tasavvuf, Ahlak ve Toplum: Tarihi ve Güncel Yaklaşımlar” temasıyla gerçekleştiriliyor.
Tasavvuf ve ahlak alanında akademik çalışmaları teşvik etmek ve kamuoyunda farkındalık oluşturmayı amaçlayan sempozyumun açılış programı, 14 Mayıs 2026 tarihinde Merkez Kütüphane Sezai Karakoç Salonu’nda yapıldı.
Programa, Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Atalan, Kastamonu İl Müftüsü Mustafa Bilgiç’in yanı sıra kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı.
Etkinlik, Muhammed Feyzi İbrahimoğlu ve ekibi tarafından icra edilen Türk Tasavvuf Musikisi dinletisiyle başladı. Ardından Nasrullah Kadı Camii Başimamı Hafız Kahraman Şekercioğlu tarafından Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sempozyum Başkanı Doç. Dr. Eyyup Akdağ, sempozyuma bu yıl yaklaşık 100 bildirinin kabul edildiğini belirterek organizasyona olan ilginin her geçen yıl arttığını ifade etti. Tasavvufun güzel ahlak, takva, nefis terbiyesi ve kalbin arındırılması gibi kavramlarla tanımlandığını belirten Doç. Dr. Akdağ, bu anlayışın özünde insanın Allah’a yakınlaşma gayreti ve kulluk bilincinin bulunduğunu söyledi.
Doç. Dr. Akdağ konuşmasında, “Tasavvuf yolu; gösterişten uzak, ihlas ve takva üzerine kurulu bir eğitim anlayışıdır. İnsanın nefsini terbiye etmesini, dilini, gözünü, elini ve bütün davranışlarını kötülükten korumasını esas alır. Güzel ahlakı ve sevgiyi merkeze alan bu anlayış, bireyin hem kendisiyle hem toplumla hem de Rabbiyle sağlıklı bir ilişki kurmasını hedeflemektedir” ifadelerini kullandı.
Modern dünyanın sunduğu maddi imkânlara rağmen insanlığın ciddi manevi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Akdağ, “Hız, tüketim ve yalnızlık ekseninde şekillenen modern hayat, insanın iç huzurunu tam anlamıyla karşılayamamaktadır. Bu noktada tasavvufun; nefis muhasebesi, sevgi, merhamet, paylaşma ve hizmet anlayışıyla günümüz insanına önemli bir bakış açısı sunduğunu düşünüyoruz,” dedi.
Ardından konuşan Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal ise tasavvufun, İslam’ın zahir ve batın yönünü birlikte ele alan; bilgi ile ahlakı, teori ile pratiği bütüncül şekilde değerlendiren bir düşünce sistemi olduğunu ifade etti. Tasavvuf adı altında ortaya çıkan ölçüsüz yorumlar, bilgisizlikler ve istismarların bu geleneğin yanlış anlaşılmasına sebep olduğunu belirten Rektörümüz, tasavvufun özünde Hz. Muhammed’in ahlakını örnek alma çabası bulunduğunu dile getirdi.
Rektörümüz konuşmasında, “Tasavvuf; bizler için üsve-i hasene, yani en güzel örnek olan Hz. Muhammed’i yakından tanıyabilme, O’nun şahsiyet ve ahlakını örnek alarak dini özüne ve ruhuna uygun bir şekilde yaşayabilme gayretidir” ifadelerine yer verdi.
Sempozyumun açılış konferansı ise Prof. Dr. Kadir Özköse tarafından gerçekleştirildi. Konuşmasında tasavvufun sanat, medeniyet, kültür, ahlak ve irfanla iç içe geçmiş bir hakikat arayışı olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Özköse, tasavvufun İslam bilimleri içerisinde kimi çevrelerce benimsenen, kimi çevrelerce ise eleştirilen bir alan olduğunu ifade etti. Tasavvufun yalnızca teorik bilgiyi değil, ilham, keşif ve irfan yoluyla tevhidi anlamayı hedefleyen bir disiplin olduğunu belirtti.
Tasavvufun sadece dünyadan uzaklaşma anlamına gelmediğini dile getiren Prof.Dr. Özköse, kişinin iç dünyasında bulduğu huzuru dış dünyaya taşıyarak toplumsal barış ve selamete katkı sunmasının esas olduğunu söyledi. Sufilerin Hz. Muhammed’in özellikle insanları arındıran ve terbiye eden yönünü merkeze aldıklarını kaydeden Prof.Dr. Özköse, tasavvufun teorik olmaktan çok yaşanarak öğrenilen tecrübi bir alan olduğuna dikkat çekti.
Konuşmasında “ihsan” kavramına da değinen Prof.Dr. Özköse, Cibril hadisinde yer alan “Allah’ı görüyormuşçasına yaşamak” anlayışının tasavvufun ahlak boyutunun temelini oluşturduğunu belirtti. Tasavvufun nefsi terbiye etmek, kalbi arındırmak ve insanın Allah’ın büyüklüğü karşısında kendi hiçliğini idrak etmesi üzerine kurulu bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti.
Necmeddin Kübra’nın görüşlerinden örnekler veren Prof.Dr. Özköse, şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kavramlarını açıklayarak; şeriatı okyanusa, tarikatı denizaltına, marifeti kaptana, hakikati ise okyanusun dibindeki inciye benzetti. Şeriat temeli olmadan hakikat arayışının sağlıklı olmayacağını vurguladı.
Tasavvufun tarihsel gelişimine de değinen Prof.Dr. Özköse, bu hareketin Emeviler dönemindeki dünyevileşme ve siyasallaşmaya karşı güçlü bir ahlaki tepki olarak doğduğunu ifade etti. Prof.Dr. Özköse, farklı tasavvufi yolların ortak hedefinin ise uyuşuk bireyler değil; zarif, olgun ve kamil insanlar yetiştirmek olduğunu söyledi.
